o son kadehi içmiycektim.
hadi içtim ordan geçmiycektim.
hadi geçtim dönüp bakmıycaktım.
hadi baktım o sokağa sapmıycaktım
hadi saptım kaldırıp başımı bakmıycaktım
hadi baktım devam ederken durmıycaktım
hadi durdum geri dönmiycektim. (filimde misin ulan filim mi hayat)
hadi döndüm o zili çalmıycaktım.
hadi çaldım yukarı çıkmıycaktım .
hadi çıktım içeri girmiycektim.
hadi girdim bari artislik yapıp ayaküstü hal hatır sorup çıkmıycaktım. (daha artisliğin mi kalmış be salak)
hadi durmadım gidiyorum giderayak kapıda bari bi sarılayım dediğinde sarılmıycaktım.
ama oldu hepsi oldu. napayım oldu.
bugün mutsuzdum.
yarın da mutsuzluğum garanti.
scrat dedi ki, sen masal gibi görüyorsun bu hikayeyi. aslında buz gibi hikaye bu dedi. buz gibi dedi. öyle mi gerçekten.
çok mutsuzum.
betlerken etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
betlerken etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
7.01.2011
27.11.2010
ayrılığın sembolik mantığı
"giderken beynindeki o gri hücreler neyi emretti, bilemem ki..."
bugün, hayatımdan çıkalı tam 1 ay oldu. zaten hayatıma gireli, hayatımda duralı da 5 ay kadar olmuştu. nisan'da mesela, hiç yoktu. şimdi kasım'da da yok. bir farkla ki; nisan'da öyle birinin varlığını bile bilmiyordum. kasım'da ise hayatımda yok ama öyle biri var. biz buna düz mantık diyoruz. bu ayrımı anladıysak şimdi yeni üniteye geçebiliriz. kırmızı kalemle en tepeye yazıyoruz: sembolik mantık. kendi aranda konuşma.
dönmez ama,
geri dönseydi eğer,
burada bir çatal açmamız gerekirdi. hayır o çatal değil yavrım, sembolik mantık çatalı.
p: burcu, arkadaş kalalım. böyle hiç görüşmemek çok kötü.
q: özledim, tekrar deneyelim, sensiz olmadı
z: burcu, ben zombi oldum. hani şu yukardaki korkunç teyze var ya, beni ısırdı. zombiymiş meğer. şu an normalim ama sana dönersem bil ki zombi olmuşumdur. beni vurman gerekiyor, anladın mı? ağlamayı bırak burcu, vur beni.
r: öbürünü olamadık, bari arkadaş olalım.
şimd p ve q' da devre açık, ışık yanıyor.
z'de ise devreler yanmış, konu kapanmış dikkat edersen.
r ise koşulların varacağı nokta diyebilcaamız sonuç.
şimdi bütün bunları sembollere dökersek;
(p v q) → r
(p ^ q) → r
(p v z) → Ø ya zombiyse? öldürme, sakat bırak.
(p ^ z) → Ø arkadaş kalmak isteyen gözü dönmüş zombi. öldür!
(q v z) → Ø ya seviyosa? ama zombi olabilir. yazık. sakat bırak.
(q ^ z) → Ø pişman zombi. öldür!
(p v q) ^ z → Ø depresyonlu zombi. iki kere öldür!
(p ^ q) v z → ay sıkıldım şu anda yeter bitmez bu.
anlaşılmayan bir şey var mı?
var mı?
siliyorum o zaman tahtayı.
gömlek cebi:
betlerken
,
buzağının görünmeyen kısmı
12.10.2010
abi seviyosan git konuş bence...
dün, tarafımdan pek de hararetle beklenmeyen bir tatil günüydü. uyandım, iki saat kadar oyalandım yatakta, daha da yatardım ama düşünmenin sonu yoktu, bitmiyordu. kalktım bari.
ne yapabilirdim mükellef bir kahvaltıdan başka? bir iki gazete alırdım, gazateler bitince bi film takardım. çıktım alışverişe, yarım kilo salatalık, -evde domates var- yarım kilo peynir, indirimden bi nutella, bi hürriyet bi cumhuriyet bi ekmek. günlük süt bulamadım. greyfurt mevsiminin başladığını gördüm. almadım ama. kim taşıcak şimdi. boşver sonra.
döndüm eve. kahvaltı hazırlarken bi türk filmi takayım dedim, ses olsun bana bi yandan. baktım, son ders: aşk ve üniversite diye bir film varmış. afişinde ferhan şensoy'u görünce ,aaa böyle bi filmi mi varmış, tamam dedim bu olsun. başladı film, başladım ben domatesin kabuklarını soymaya. film ilerlemekte, ben artık kahvaltı masasındayım. hem izliyorum hem yiyorum. kahvaltı dediğin en fazla 15 dakka. ve zaten sigara tellendirmek içindir yemek. aldım gazetelerimi, çayımı, laptopu geçtim içeri. gazeteler beklesin, film iyi gidiyor, hele bitsin.
derken filmde mutlu sona bir türlü eremeyen, ertelenen aşk hikayeleri. hadiiii... önce doldu gözlerim. sonra çok sürmedi, katıla katıla ağlamalar geldi. film iyi, güzel de öyle çok da şahane değil şimdi. ferhan şensoy harika ama bütün oyuncular ferhan şensoy gibi de değil hani. ortalama bir filmle bu kadar ağlıyorsan vardır bi derdin. var işte. bi de bakıyorum ki kendime şöyle, ulan çok komik görünüyorsun diyorum . diyorum ama filmi, ağlama geldikçe durdurup biraz ağlayıp devam ettirmekten başka bişey yapamıyorum. öyle ağlıyorum ki konuşulanları duyamıyorum. bi de evde yalnız oldun mu çok salıyosun beaabi. al sana, sürpriz bir şekilde kurbağa olmanın hikayesi bir öğleden sonra...
ha son not olarak ekliyim, o kadar ağlayıp zırlamam bile durul bazan adlı itici şahsiyete tekrar uyuz olmamı engelleyemedi, filmin en tipitoş yanı bu adamdı bak.
gömlek cebi:
betlerken
,
ferhan şensoy
,
filmlerden çıkarılan dersler
,
son ders
7.06.2010
hayat ne monşer bişeymiş
yine monşer dedi...
arkamda televizyonun içinden konuşuyor şu anda.
monşerlik müessesesi... kurum kurum kurumlaşma... ben de onu diyorum, monşerce başladılar hunharca bitirdiler diyorum. ha bu arada ben geçen üç gün boyunca bir işe girdiğimi, istediğim paraya anlaştığımı, yakın geleceğe ilişkin hayaller kurabileceğimi mi sanıyordum? çook yanılıyordum.
olmadı anlaşma.
bu arada herkesin vakti bol ya... hepimiz ölümsüzüz yaa.. bir insanın zamanından alınan üç mesai günü o kadar normal ki, lafını etmeye değmez. dikkat edilirse "çalınan" bile demiyorum, çünkü çok olağan yaklaşımlar bunlar... o kişinin bu iş için geri çevirdiği işler'i konuşanı zaten dövüyorlar. öyle bir düzen-i hikmetullah humeyni bir hayat.
yine döndük başladığımız noktaya ve hatta geri çevirilen işleri düşünürsek daha da geriye. bahane de hep aynı: "sana çok değer veriyorum ama" der gibi, "seninle çalışmak istiyoruz ama kurumun bir ücret politikası var, bu istediğin rakam çok, biraz in." inelim canım. şimdi dükkanının kapısına kilit vursa, yaptığı birikim yedi ceddini doyurur, ama bir dişin kovuğunu doldurmayacak rakam artışı yedi ceddin hayatını tehdit eder. bu nası hesap? nasıl bu umursamazlığa varılıyor? nerden gidiyoruz? biz de varalım aynı yere. tübitak bunu araştırsın.
bu sefer de epey heves geldiydi bana ha! nefret ettiğim mesleğime sempati kıvılcımları çakıyordu kafamın bir yerlerinde. aylaklağımdan lutfedip kabul ettiğim işe giremedim. beynimin narsist gri hücreleri şokta..
iyi oldu bana iyi. böyle hafif bir şımarıklık gelmişti, iyi oldu sürttü burnum. ne o havalar; şansım dönüyorlar, nihayet hayat bana da gülüyorlar...
hatta hayırlısı bile olması ihtimaller dahilinde.. ihtimaller denizinde. şarkısı bile vardı
neyse yani, "hayırlısı böyledir" de, at denize.
gömlek cebi:
betlerken
,
patlak düşünme balonları
Kaydol:
Kayıtlar
(
Atom
)

