d-alıntı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
d-alıntı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13.08.2012

...korkuyorum onlardan

-ozellikle neden korkuyorsunuz? diye sordum. -her seyden. dogustan duygulu bir insan degilim. olumden sonraki yasamdi, insanligin kaderiydi, boyle seylerle pek az ilgilenirim. gokyuzunun yucelerine ciktigimda seyrektir. beni en cok korkutan, hicbirimizin kurtulamadigimiz, saklayamadigimiz gundelik bayagiliklardir. davranislarimda nelerin gercek, nelerin aldatici oldugunu anlayacak yetenekte degilim. bu yuzden de korkuyorum davranislarimdan. yetistirilisimin ve yasam kosullarinin beni dar bir yalan cemberinin icine soktugunu; yasamimin butunuyle, her gun kendimi de, baskalarini da aldatmaktan, sonra bunu farketmemekten olustugunu cok iyi biliyorum. omrumun sonuna dek bu yalandan kurtulamayacagim dusuncesi dehsete dusuruyor beni. bugun bir sey yapiyorum, yarin bunu neden yaptigimi anlayamiyorum. petersburg'da devlet hizmetine girdim, korktum; tarimla ugrasmak icin buraya geldim, gene korktum... cok az sey bildigimizi, bu yuzden de her gun yanildigimizi, haksizliklar ettigimizi, baskalarini yok yere sucladigimizi, mutsuz ettigimizi; tum gucumuzu bize hic de gerekli olmayan, yasamamizi engelleyen seylere harcadigimizi goruyorum. butun bunlarin neye, kime yaradigini bilmedigim, anlayamadigim icin de korkuyorum. insanlari anlamiyorum ben dostum, korkuyorum onlardan. koylulere bakinca dehsete kapiliyorum. bu insanlarin hangi yuce amaclar ugruna aci cektiklerini, nicin yasadiklarini anlayamiyorum. yasam bir haz ise, koyluleri gereksiz ve artik insanlar saymak gerekir; yok eger yasamin anlami da, amaci da yokluk ile kati umutsuz bir bilgisizlikse, o zaman bu iskencenin kimin isine yaradigini, ne icin surduruldugunu anlayamiyorum... hic kimseyi, hicbir seyi anlayamiyorum.

 anton cehov
"korku" adli oykusunden

19.04.2012

artık olamayan

"Bir tek iyimserler intihar ederler, artık iyimser olamayan iyimserler. Diğerlerinin hiçbir yaşama nedenleri olmadığına göre, niçin bir ölme nedenleri olsun ki?"
                                                                        
-Emil Michel Cioran-

5.02.2012

nbc

Algılarımızın keskinliğini artırmamız için hayatımızın temposunu düşürmemiz gerektiği aşikar. Neden yavaş tempolu filmleri sevdiği ve böyle filmler yapmak istediğimin nedenleri de burada yatıyor zaten. 

Nuri Bilge Ceylan
Bir Zamanlar Anadolu'da Kurgu Günlüğü
Altyazı dergisi Ekim 2011 sayısı eki

29.11.2011

sinemadan çıkmış insan çeşitlemeleri

... hemen o anda mahallenin sinemaları sokağa bir seyirci dalgası boşalttı. Aralarındaki delikanlıların davranışları her zamandan daha ataktı. Bir serüven filmi görmüşlerdir, diye düşündüm.

 albert camus,
yabancı

... çağımızda geçmiş yüzyılların bilmediği , kısa ömürlü bir yaratık yaşıyor.. sinemadan çıkmış insan.. gördüğü film ona bir şeyler yapmış.. salt çıkarını düşünen kişi değil.. insanlarla barışık.. onun büyük işler yapacağı umulur.. ama beş-on dakikada ölüyor.. sokak sinemadan çıkmayanlarla dolu; asık yüzleri , kayıtsızlıkları , sinsi yürüyüşleriyle onu aralarına alıyorlar , eritiyorlar..

yusuf atılgan,
aylak adam

 ... sinema salonlarından çıkıp, gerçeğe alışabilmek için gözlerini kırpıştırdıklarını gördüm.

john fante,
toza sor

25.07.2011

ecce homo

ülküleri çürütmüyorum ben,
onların önünde eldiven giyiyorum.

 sizin ülküler gördüğünüz yerde,
ben insanca, pek insanca şeyler görüyorum.

F. Nietzsche

11.02.2011

anlatabilsem de,

Ama o müzedeki en iyi şey, her şeyin yerli yerinde kalmasıydı. Hiç kimse kıpırdamazdı yerinden. Oraya yüz bin kez gidebilirdiniz, o Eskimo hala daha yeni iki balık tutmuş olur, kuşlar hala güneye uçar, geyikler o narin bacakları üstünde o pınardan su içer ve göğüsleri görünen o kızılderili kadın battaniyesini dokurdu. Kimse değişmezdi. Değişen tek şey siz olurdunuz. Çok büyümüş olmanız filan değil demek istediğim. Tam olarak o değil yani. Yalnızca değişmiş olurdunuz. Bu kez sırtınızda bir palto olurdu. Ya da, son gelişinizde sıradaki eşiniz kızıl çıkarırdı ve yeni bir eşiniz olurdu. Veya Bayan Aigletinger'ın yerine başka biri getirirdi sizi. Veya o gün banyoda annenizle babanız feaket bir kavgaya tutuşmuş olurdu. Veya üstünde gökkuşağı renkleri oluşan bir su birikintisi görmüş olurdunuz. Diyeceğim, değişik bir şey olurdu sizde; demek istediğim şeyi anlatamıyorum. Anlatabilsem de, anlatmayı isteyeceğimden pek emin değilim.

 J.D. Salinger, 
 Çavdar Tarlasında Çocuklar

19.11.2010

ibrahim, bir şiiri beş gündür anlayamayan şapşal kim

bir şiir var.
yani varmış, 
ben sonradan, bir türk filmi vesilesiyle öğrendim varlığını. şiirin okunduğu bölüme tv'de tesadüf edince farkına vardım. adam gibi kulak verince  elimden düştü şişler, örgüler. tv olunca geri de alamıyosun artık. o an aklımda kalan son dize:
"ibrahim, gönlümü put sanıp kıran kim?" 
 
bu son söz zaten başlı başına benjamin biolay iken, o son sözden öncesinde de çok acayip bi film dönüyor şiirde, ama tabi ki  dizeler uçmuş gitmiş, kafada öyle bi hava kalmış. 
naparsın 
koşarsın google'a. dersin böyle böyle:  
asaf halet çelebi + ibrahim  + put
 
"ibrahim"miş şiirin adı. başladım okumaya. okudum bitti. anlıyo gibiyim ama tam olmuyo. hz. ibrahim kimdi? buhtunnasır ne lan? o ilk kıta nasıl öyle çarpıcı? ya son satır nası dağıtıyo ortalığı? hz. ibrahim'i kurcaladım biraz. buhtunnasır'ın nebukadnezar da denilen babil kralı olduğunu öğrendim. hani sevgilisi semiramis'e asma bahçelerini inşa eden. tamam ibrahim maneviyatı temsil ediyo, buhtunnasır boğazına kadar dünyevi bi terbiyesiz. kral olmuş ama adam olamamış. anladık. ibrahimin tarihteki en şahane ayarlardan denebilecek put kırma hikayesini okudum.  

kabeye giriyo bu, o zaman her bi taraf alabildiğine putluk...  bir baltayla kırıyo bütün putları, en büyük puta ellemiyo, putun eline asıyo baltayı çıkıp gidiyo. sonra geliyo putperestler, ibrahime diyo maceraperst misin ulan niye kırdın putları? ibrahim de diyo ki balta en büyük putun elinde ben yapmadım o yaptı. putperestler, olur mu öle şey ibrahim, onlar put! ibrahim de bunun üzerine ne dese beğenirsin? kazanın doğurduğuna inanı.. yok pardon karıştı, tapıyonuz ya işte niye kırmasın filan diyo. bu laftan sonra moraran putperestlerle ilgili bi bilgi yok. işte bunları bu şiir vesilesiyle öğrendim. buhtunnasır'ın da mesela yahudileri kudüsten kovduğunu filan. esktra hikayeler de aldık. bi dünya şey öğrendik ama şiirle ilgili adamakıllı analiz yok. işte bu şiiri araştırayım derken buralara gittiysem demek ki daha önce de aynı sebeple denk gelmemişim dedim. 

ya sen ne diyorsun? ikinci gün sabah uyandım yine aklımda bu şiir. te allaaam dedim, nolcak bu halim. anlayamazsam çatlıcam. gittim şiirle ilgili makale yazmış bir profesör buldum netten. ankara üni.den. ona mail bile attım, makalenizi gönderebilir misiniz ulaşamıyorum, ulaştıklarım da hep dini göndermeli filan diye. ertesi gün şakkadanak yanıt geldi profesör doktordan: iş bankası hesap numarasını göndermiş, 10 tl karşılığında yollucakmış o makalenin de olduğu kitabını. kitabı napayım bi makale be! kopyala yapıştır iki dakka. hiç işim yok gitçem bankalara, vazgeçtim. bi başka makale buldum yine şiirle ilgili onu da bi tuğgeneral yazmış (!)  okuyorum, bi yerden sonra gülme geldi bana, çünkü mesaj kaygılı general abimiz, şiiri bırakmış herşeyden bahseden adam olmuş  bi yerden sonra. maceradan maceraya koşuyoz yani şiir yüzünden.  edebiyat örtmeni bi arkadaşım var ona sordum, buluşçaz yarın. zaten beş gün oldu evire çevire çözdük biz kardeşimle az buçuk. 

neymiş ulan şu şiire gel diyosun, geliyorum bi dakka canım.
şiiri duyduğum film acı aşk. sırf senaryosu onur ünlü'nün diye açıp izlediydim. ilk izlediğimde demek kendimi verememişim filme ki, atlamışım şiiri. ikincisi işte bayram ekranına bakarken oldu annemle. zaten şiirin geçtiği yere kadar izleyip nette aldım soluğu. yalnız helal olsun bak onur ünlü'ye. seviyorum keratayı. o filmde o şiir okunmasa ben ömrü billah hz ibrahimi merak etmicem çünkü. nebukadnezar'dan da ancak matrix'i tekrar izlersem haberim olurdu. o da beni şiire götürmezdi. şiirin sahibi asaf halet çelebi'ye ise liseden aşinayım, o kadar. böyle sağa sola serbest gönderme yapan alt yapısı iyi sinemacılara ihtiyacımız var diyerek sosyal tespitimi de yapıp tamam be şiire geçiyorum:

ibrahim şiiri şairin bu kitabından
İbrahim

ibrâhim
içimdeki putları devir
elindeki baltayla

kırılan putların yerine
yenilerini koyan kim


güneş buzdan evimi yıktı
koca buzlar düştü
putların boyunları kırıldı
ibrâhim
güneşi evime sokan kim

asma bahçelerinde dolaşan güzelleri
buhtunnasır put yaptı
ben ki zamansız bahçeleri kucakladım
güzeller bende kaldı

ibrâhim
gönlümü put sanıp kıran kim


bi kere ilk kıta zaten yemiş bitirmiş bütün hikayemizi. hepimizin.
ikinci ve üçüncü kıta adamı zorla tanrı inancına götürtüyo olabilir ama ben hala alternatif dindışı bir yoruma kasıyorum. derken sön kıta yani dize/soru çok acayip işte... benim yorumum şu, şair "ben ki zamansız bahçeleri kucakladım" diyo ya, yani ben ki diyo (benim allah belamı versin şu analize bak) aslında nerelerdeyim, sevdiceğim beni anlamadı, içi boş ya da değersiz put zannetti gönlümü. ibrahim sen iyi bilirsin bu işleri diyo, o yüzden ibrahimi seçmiş zaten meramını anlatmak için. niye böyle olduk biz bununla diyo. (ve yine okurun taze kuyruk acısı fırlıyo burdan evet) bak şiirin başında nerden alıyo nereye getiriyo lafı yaa...  ve başta içimde derken sonda gönlümde sözünü seçmiş dikkat edersen. demek ki farklı.  buzdan evin güneş karşısındaki çaresizliği, buzdan eve şairin içine kapanışı dersek güneş sevdicek olur mu? "güzeller bende kaldı" kısmı ise kaldı öyle, hala dindışı tam bişey bulamıyorum.

şimdi kimse kalkıp da "ne kasıyosun, kabak gibi tanrı inancı var dinsel bi şiir işte" demesin bana  valla atarım klavyeyi kafasına.  öyle olmazsa çok güzel olacak çünkü.

hayatımda ilk defa bir şiir günler boyu (5 gün) düşündürdü beni. valla güzelmiş. böyle düşündürcek şiirler bulsak hep. nadir ezberlediğim şiirlerden biri oldu ayrıca. bir diğeri cemal süreya'dan "üstü kalsın". o da başka bir yazıya kalsın. zaten buraya kadar okuduysan dişimi kırarım.

20.10.2010

okyanusa karışan şair

taaa ergenlikten muzdarip olduğum,  "n'oluyoruz ulan" dediğim işkilli zamanlardan, yardım etsinler diye sarıldığım romanlardan şiirlerden bugünlere kadar aklımda kalan bir kaç satırdan biridir arif damar'ın şu kısa şiiri:






"bir damlasıyım okyanusun, 
ama okyanusum..."

"ne film dönüyo burda" sorusuna arifane bir yanıttı, sakinleştirmişti beni o zamanlar.


5.10.2010

ışığın arkasındaki


".../ O zaman, nedense, insanın tanrıyı görmeye katlanamadığı için ışığa ihtiyaç duyduğu gibi tuhaf bir fikre kapılıverdim. Karanlık, tanrının ta kendisiydi. Size şahdamarınızdan daha yakın, her yerde olan ve gören, her zaman sizi sarmalayan başka kim olabilirdi ki? Siz onu göremezdiniz çünkü ışığın arkasına saklanırdı."

Alper Canıgüz 
Oğullar ve Rencide Ruhlar'dan...

25.04.2010

o da belki..

... ve belki bildiğimizi sandığımız her şey, bizden önce işleri ters gitmiş eski bir uygarlıktan kalma, içi bir tutam toprakla dolu bir ayakkabının içinde kalmış bir ayak parmağında saklanan bir inatçı bakterinin yaşama tutunmasıyla yeniden başlamıştır.

resme eklenen söz Tarık Günersel'den,
resmi de sanırım animasyon film Wall-E'den almıştım, ama emin değilim.