tokat gibi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tokat gibi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23.08.2012

bu sefer güldürmedi


lan bütün ümitlerim error verdi okurken.

 
uzerine tikla buyut ya da zaytunga git ne bileyim
hayatımızdaki ortak kısırdöngülerden, yerleşik anlamsız/amaçsız tutum ve davranışlarımızdan haber formatında komiklik üreten zaytung, bu kez duygularımla oynadı.

bu haberi yazan zaytung habercisi hiç düşünmedi mi bazılarımızın ancak bu hayallerle sürdürebildiğini? altını çizmek zorunda mısın hepimizin aynı hayali kurduğunu? buna gülmeyiz ki biz. ofiste okuyorsak keyfimiz kaçar sessizleşiriz. evde rahat ortamda okuyorsak direk ağlamaya başlayabiliriz.
lan yalnız hakkaten biri de demiyor ki, "dağcı olcam, k2'ye tırmanıcam, zirvede kısmetimi yicem"
ama o da naapsın yorgun istanbul insanı, gittiği tatilin içinde kalmak isteyecek tabi. 

ofiste oturmus okurken, az sonra atacağım kahkaha için hazırda tuttuğum gülümsemem yüzümde dondu kaldı. filmlerdeki şener şen gibi kısa kesik gülüp peşinden ciddileştim ardından tekrar tıssladım ve nihayet kurudum kaldım filanlar geçti suratımdan sırayla.

gelecek yaz istanbulu terketme hayalim var, güneye kaçma vurgum da var ulan. istegim, azmim, aklim, fikrim,  kararliligim da mevcut.
kismet.se.

8.02.2012

Sanxia haoren

izlediğim ilk çin filmi.
nuri bilge ceylan'ın yaşayan en iyi 5-6 yönetmenden biri diye andığı Zhang Ke Jia filmi.  filmi izlemeden önce çindeki büyük baraj projesi hakkında bilgi sahibi olmak önemli. (ymiş, ben bilmeden izledim)

filme de mekan ve dekor olan dünyanın en büyük barajının inşa sürecinde yerleşim yerindeki evlerin bir kısmı yıkılmış,  bir kısmının da yıkımı sürüyor. barajın yapıldığı bölge fakir bir bölge.  baraj yapılırken yaklaşık 1 buçuk milyon insanın yaşadığı evler olduğu gibi sular altında kalmış. evleri sular altında kalan ya da sırası geldikçe yıkılan insanlara devlet başka bir yere yerleştirme sözü vermiş ama sözde kalmış. insanlar ortada kalmış,  bazı aileler dağılmış. 


 mekan kullanımının tavan yaptığı filmlerden.
evleri, tek tek işçilerin, kol gücüyle çekiç sallayarak yıkmaları yeterince çarpıcı olan bu hikayenin en çarpık tarafını oluşturuyor.  iğneyle kuyu kazmak gibi. (sağda filmden güzel bir kareyle) 
 
valla ne diyem, afişinin yanına tek bi cümle sallayıp yollamaya içim elvermedi. 

konu itibariyle,  "çinde geçen bir belgesel lan bu"  diyosun;  görkemli,  ışıklı,  fırfırlı bir baraj inşaatı ve bu inşaatın fakir yöre insanını nasıl ağır etkilediği vs.... ama yönetmenin konuya nerden baktığı,  nasıl ele aldığı,  hikaye edişi,  seçtiği görüntüleri,  o yıkıntıları nasıl kullandığı filan klişe konuşturmayın işte ve diğer bilmemneleriyle ne belgeseli,  adam sanat yapmış aga. 

Zhang Ke Jia  bir film çekmiş,  insanlık tarihine çok şık bir not düşmüş.  o baraj kimlere neye ne diye  yapıldı,  bir kuru ekmeğe ancak kapı açan, sözümona istihdam yaratan baraj inşaatı yüzünden ne aileler dağıldı,  ne dramlar yaşandı haberin var mı demiş.  adaletsizliği,  yıkılmışlığı,  dağılmayı öyle bi aktarmış ki şapka getirin bana çıkartıcam.

gidin araştırın,  bulun izleyin.  bu kadar anlattım canımı sıkmayın geliyo terlik.

8.02.2011

yanlış yunluş biutiful lar


açparantez : iş bu yazıda filme ilişkin birtakım ipuçları vardır. gereğinin yapılmasını.

filmi geçen pazar akşamdan kalma bi kafayla, heryerim ağrıyorken ve sesim havyerbardem'e dönmüş halde izledim. hiçbir sahtekarlığı olmayan iyi bir film. söylemek gerek. barcelona'da gelen ışığı, vuran güneşi, artistik şekli düşünecek hali olmayan ekmeğinin peşindeki insanların hikayeleri. (aşkolsun woody, adam aynı adam ama hiç öyle değilmiş ya oralar...)

uxbar'ın ölmeden önce kendini tavanda görmesi ise özel olarak en çok beni ürpertmiş olabilir. çünkü eskiden kalma böyle bir rüyam var unutmadığım. odamın kapısının üzerinden bana bakan ben. bırrr! filmi izlerken o sahneden sonra düşündüm. nolmuştu acaba, uyurken kalp atışlarım mı yavaşlamıştı o gece. belki. belki de uykumuzda kaç kez ölümün eşiğine gelmişizdir, haberimiz yoktur.

bi de film maço kitlelere eziyetti kanımca. kan işeme sahneleri olsun, hatunun biraderle takılması olsun,  çinli  eşcinseller olsun. ona ne gerek vardı anlamadım ben. hem çinlisiniz hem erkeksiniz hem de gaysiniz el insaf. ki bu cümleyle şimdi ırkçı mı olmadım homofobik mi olmadım iki dakkada. dur asma kesme hemen. üç günlük dünya, sen nası istiyosan nası seviyosan kardeşim. benim eyyorlamam da bu. yoksa banane.

dayak yiyorsun ya da sarhoşken düşüyorsun da o an, o gün sıcağı sıcağına hissetmiyorsun ağrıları. yavaş yavaş çıkıyor ya hani ertesi gün bi sonraki gün... bu filmin hikayeleri ve belgeselsi kareleri de zihne öyle pata küte giriyo yavaş yavaş çıkıyo. acısı.

kapaparantez: ve bir vesileyle aklıma geldi şimdi, bence filmin şarkısı the great gig in the sky.
pulse konserinden:

4.12.2010

çocuktan al ayarı

üniversitedeyken çok sevdiğim, saydığım, bu nedenle her zaman dikkatle diyaloğa girdiğim hocamla yıllar sonra bir gün vapurda karşılaştım.7-8 yaşlarında bir çocuğun elinden tutmuş halde buldum onu. çocuğu var mıydı yok muydu bi bilgim de yoktu.
hocayla kararsız bir göz teması ardından selam vererek yaklaştım. kısa olacağı belli ama sürpriz sonlu olacağı henüz bilinmeyen sohbet az sonra başlayacaktı. çocuğa kısaca bi göz attığımda onun da bana tekinsiz bir ifadeyle baktığını görür gibi oldum.

- merhaba hocam? nasılsınız?
- ooo, merhaba, teşekkür ederim, iyiyim... sen nasılsın?
- iyiyim hocam, sağolun ehehe...
- ...... (hoca başını sallayarak gülümsedi; yanındaki çocuk kafayı kaldırmış, gözlerini dikmiş, gözünü kırpmadan bakıyo bana)

aman sessizlik olmasın telaşıyla, çocuğa gülümsedim ve hocaya şöyle bi soru buldum sormak için:

- sizin çocuğunuz mu? (hoca yine başını sallayıp gülümserken)
çocuktan yanıt geldi/çocuk konuştu/çocuk geri kalmadı/çocuk yapıştırdı:
- arkadaşı gibi mi görünüyorum?
- ..... (cevab veremedi)

25.11.2010

uykusuz gecelerin yeşilçamları

siyah kuşak dikkat edersen
tanınmak istemeyen suçlu rolünde bülent kayabaşı iğrenç sarı peruklu, gizli görevdeki polis rolünde ediz hunu sakallı halde görebileceğimiz (ediz hunu traşsız gören var mı arkadaşım) bi filmmiş eskilerden. filiz akının şakası yok, bi bakıyosun köylü kızı, bi bakıyosun komser bi bakıyosun karateci.

filmin bi yerlerinde kötü adamlardan biri, bir garibanın canına kıymadan az evvel şöyle diyo: 

-senden iyi olmasın, bir arkadaşım vardı. her soruya senin gibi "hiç" diye yanıt verirdi. sonunda bir hiç yüzünden ölüverdi.
dikşın dikşın. (iki el silah sesi)