kült bu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kült bu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2.01.2014

Kaspar Hauser

"Etrafındaki şu korkunç çığlığı duymuyor musun?
İnsanların sessizlik dediği çığlığı?.."



insanı düşüncelere salan eski bir avrupa muamması: Kaspar Hauser...

toplumsuz kaspar hauser'ın sadeliği ve toplum içindeki serüveni, filme aynı sadelikle aktarılmış, bu nedenle de çok etkileyici olmuş.
görsel şeysinden, müzik seçiminden kastırmayın beni burda işte, izleyiniz. ama sakin kafayla lütfen.

20.01.2012

lö samuray ve hayalet replikleri


birine bakarken, sanki karşısındakinin yüzü saydammış da, o  yüzün arkasında çok uzakta bir yere bakıyormuş gibi bakan bir adam. adamımız jef castello. soğuk bi insan. kendinden sonraki bir çok filme ilham olmuş bir film. izlemek gerek. hiç söylenmediği halde film  boyunca ve film bitince kafalarda çınlayanlar şunlara benziyor olabilir: "anlamıyorsunuz ama anlamanızı isteyen kim",  "yalnızım çünkü böyle daha iyi",  "siz hayatımın son kısmını izlediniz, bir de öncesi var ama size kimse anlatmayacak",  "boşuna samuray demedik",  "bir zamanların 40 kapılı paris'inde 40 anahtarın 40'ınında kulbu kırık küb." son cümleyi sadece filmi izlemiş olanlar anladı. (ya da onlar da anlamadı ama anlamanızı ist...erim tabi niye istemeyim) 

11.04.2011

lumet

sidney lumet
martin scorsese, 70'lerdeki amerikan sinemasıyla ilgili "neredeyse her hafta bir başyapıt izliyorduk" demiş. o kastettiği başyapıtlardan bir kısmı da sidney lumet filmleri mutlaka. 

hep isterim; 70-80 yılları arası amerikan filmleri festivali yapabilsem kendime. adaşı sidney pollack'ın 75'te yaptığı three days of the condor var mesela. adama, robert redford'un donduğu kareden sonra  "son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda" dedirten filmdir o.  lumet'in filmlerinden ise aklımda unutulmaz anlar kalmadı pek, izlediğim filmlerinin tamamı unutulmazdı bana. 12 angry men mesela.

sol görüşlü bir yönetmen. 70'ler amerikan sinemasının içerdiği o ortak muhalif ruhun adamı. o dönem amerikan toplumunun yaşadıklarıyla ilgili, yıllarca süregelen soğuk savaş propagandasının toplum psikolojisinde yarattıklarını,  birdenbire ülkenin "sahipleri"nin pisliklerinin skandallarla ortaya çıkmasını, işsizliği, 70'ler öncesindeki -hani şimdilerde mad men adlı harika diziyle de anlatılan- beyaz, kusursuz amerikanın değişmesini, göçmenleriyle, zencileriyle, eşcinselleriyle gerçek amerikanın su yüzüne çıkmasını vesaireyi filmlerine konu eden bir adamdı. hem konu eder, hem güzel anlatırdı.  maalesef kanserden  evet. 86 yaşındaymış. 

benim en sevdiğim lumet filmleri sıralaması:

1 numara tabi ki 12 angry men. ikinci sırada dog day afternoon. üçüncüsü network, dördüncüsü serpico.

28.11.2010

psycho'daki güneş gözlüklü polis hakkında

tipe bak
herkes filmlerden kendi payına düşeni alıyor bi yerde. alfred hitchcock'un filmi psycho'dan benim aklımda ne duş sahnesi kaldı ne dedektif cinayeti ne de sürpriz finali. ben filmin başlarında görünen gözlüklü polisi unutamıyorum. daha önceki bir yazımda da kendisini anmış ama fotosunu ekleyememiştim.

yol kenarında o gözlüklü polisle, hem de uyku sersemi bir halde karşılaşan ben olaydım, aklıma mukayyet olayım derken altıma eder, konuşma bittiğinde direksiyonu eve kırar, boklu donumu değiştirdiğim gibi şeytana uyup çaldığım paraları geri koymak için bankaya giderdim. zaten on yıldır çalıştığım yer, herkes birbirini tanıyor. günlerden de cuma. haftasonu tatilim var önümde vs avunmaya çalışırdım. 
adam sağlam rahatsız
tek farkla ki; gözlerimi yumduğumda artık, yol kenarında karşıma çıkan ve kocakafasıyla arabamın penceresinin tümünü kaplayan, sanki dünyamı kaplayan, bak bak bitmeyen o gözlüklü polis suratını bir türlü unutamazdım.


25.04.2010

şizofrengim

hey gidi heleloy
bugün, düşünsem sıttın sene aklıma gelmeyecek bir tatlı tesadüfle karşılaştım feysbukta. benim kübik stildeki duyargalarımı el yordamıylan düzeltmeye çalışıp(ki daha da yamultmaktan başka bi boka yaramıyordu) kendimden çıkıp biraz da dünyaya döndürdüğüm ilk zamanlardı, sene 98'di, bir o kadar gudubet ve bir dünya kadar dertli idim. o sene, şizofrengi adlı hayatımda gördüğüm en şahane(hala öyle) derginin kendini intihar ettiği yıldı. elime taze olarak geçen sayısı son sayısıydı. son olduğunu öğrenince, sağda solda buldum bir kaç eski sayısını da. sonra üniversiteyi kazanınca da ayrılamadım, götürdüm yanımda bunları. sonra beğendiğim çocuğa hava atayım ve sevdiğim arkadaşlarıma da vereyim diye okula da götürdüm bunları. beğendiğim çocuğa gösterme fırsatım olmadı ama emanet verdiğim arkadaşlar sağolsunlar güzel kaybettiler. öyle güzel kaybettiler ki, elimde hiç bir örneği kalmadıydı.
içimde bir yarayla, ondan sonra her girdiğim yeni sahafta umutsuz bir dergi raflarına bakınma davranışı yer etti bende. "bir baktım, dönüp bir daha baktım" mucizesi bekledim durdum, olmadı.
ve bugün, allahın feysbukunda, kesin yoktur diye aratırken şakkadanak çıktı karşıma grubu. grubun duvarında da derginin eski sayılarını içeren internet sayfası adresi.
gözlerim doldu. sanki o adres yokolacakmış gibi bir panik, şimdi indiriyorum sayılarını tek tek. inanamıyorum da hala. zipli dosyayı açınca içinden porno çıkıcak gibi geliyor.