kuşlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kuşlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17.12.2011

geri döndüler

kuşlar.
apartman boşluğundaki kuşlar.
bi gitmişlerdi bunlar. demek sonbaharda gidiyorlar. havalar soğuyunca geri dönüyorlar. işin tuhafı, en alt katta oturan eski tiyatrocu teyzenin öksürük krizlerinin zamanlaması da aynı seyrediyor. kuşlar yokken teyze öksürmüyordu. kuşların gelişiyle birlikte teyzenin krizleri de geri geldi. kapıcı yılmaz efendinin dediğine göre teyze astım hastasıymış buna rağmen çok sigara içiyomuş, alkol de alıyomuş, e haliyle'ymiş.

geçen sabah uyandığımda öylesine bi yerlere bakınıyorken apartman boşluğuna baktım. öyle denk geldi yani. dolaptan sarkan çorap tekine de bakabilirdim, apartman boşluğuna baktım. 
fakat bakakaldım. 
ne düşünmem gerektiğini bilmiyordum. yok gördüklerim karşısında değil. normalde sabahları ne düşünmem gerektiğini zaten bilemiyorum. ama bu kez tanrı bana ne düşünmem gerektiğini gerçekten bilemeyeceğim bir sebep de vermişti. baktığım yerde kalmıştım:
şu karşımda, apartman boşluğundaki su borusuyla duvar arasına sıkışmış bir kuş ölüsü mü vardı orada da, ben mi yanlış görüyordum? 
bir kuş muydu o? 
ölü müydü? 
beyaz karnı mıydı o, kafası arkaya mı düşmüştü göremiyordum?
orada mı çürüyecekti?
karşımda mı çürüyecekti?
ahlaktan nasibini almamış diğer deli arkadaşları gelip karnını gagalamaya mı başlayacaktı?
en iyi ihtimalle ben her gün kelimenin gerçek anlamıyla bir çürümeye mi tanıklık edecektim?
onu oradan kim alacaktı? 
yılmaz efendiye söylesem alır mıydı? 
neyle alacaktı? 
sopa var mıydı sopa? uzun?
ya yılmaz efendinin kuş ölüsü gibi kokan ayakları ne olcaktı?
kuş ölüsünü ordan almak için illa ki eve girmeyecek miydi bu adam? mübareğin ayak diye üzerinde yürüdüğü iki kuş ölüsü. kuşlar buna mı geliyo acaba?
iyisi mi pencereye perde asar, bir daha da açmam, yılmaz efendi'ye de bişey demem, ölü kuş görmem.

yatağımı düzeltirken hayat hikayemin yüklemesi tamamlandı, güncellemesi yapıldı, gözlerim ışığa alıştı yılmaz efendinin ayakları akıldan çıktı.
tekrar kaldırdım kafamı, tülü de çektim baktım kuşa. 
değilmiş. 
su borusununa eklemlenen kısa boruymuş gördüğüm. aynı da kuş karnına benzemiyo mu ama. ay oh iyi aman neyse ki.

23.07.2011

acımasız martı kahkahası ve daha ötesi

makul ve giderek mantıksız bazı teoriler: 

1. diyelim keyifsizsem ve evdeysem, hayatım hakkında aklımdan geçebilecek olumsuz düşünceleri ve genellemeleri kontrol altına almam ve daha başlamadan aklımdan kovalamam gerekiyor. neden. 
çünkü dikkat ettim, kuş kadar bir aklın sınırlarında deli gibi turlayan o martılar, aklımdan ne zaman  
"ne lan bu hayat" ya da "amaaan ölsem bir kalsam bir" filan gibi bişeyler geçirsem, tepemde "ahahahahahaha" diye basıyolar kahkahayı. bayaa bildiğin "çok komiksin" ya da "ilahi burcu, çok alemsin" diyolarmış gibi oluyo. çok kötü oluyo.

2. ayrıca bu martılar epeydir uçmak filan istemiyorlar. ama başka bişey bilmedikleri için mecburen uçuyorlar. bi delilik var bunlar da. bize bişey anlatmaya çalışıyorlar ama anlamayacağımızdan da eminler ve bu çaresizlik sinirlerini bozuyo hepsinin. o kadar uzun zamandır dibimizde yaşıyorlar ki, kendilerini insan sanıyorlar. artık vapurların peşine takılmak değil vapura binmek istiyorlar. bizim gibi  işe gitmek, kendi ayakları üzerinde durabilmek, ayakkabı giymek istiyorlar. kariyer diye bişey de kulaklarına gelmiş ve iyice fıttırmış olabilirler. ne be!

3. bana öyle geliyor ki,
bu hırslı martıların iş hayatına atıldığı gün, insanoğlunun piyasadan silindiği gündür. bak buraya yazıyorum.

20.07.2011

apartman boşluğu için üretilmiş alev silahı

kafayı takarak keyfim kaçmasın diye apartmanın tepesinde ve boşluğunda takılan kuşlara karşı kendi kendime oyunlar geliştirmeye çalışıyorum. 

bu sabah bir güvercin sesiyle uyandım. uykudan yeni uyanmış ama henüz yataktan kalkmamış insan sakinliğinde dinledim. kendini bir konservatuarın şan bölümü öğretim üyesi zanneden bu deli güvercini hiç bozmayayım dedim, sanki özel yetenek sınavına girmiş öğrenci gibi bekledim. bakalım kulağım iyi mi. güvercin başladı:
 
- hu-huhu-huuu. 
ben içimden aynısını yaptım. güzeeel. güvercin yaklaşık 3 saniye es verip bu sefer şöyle dedi:
  
- huhu-hu-hu-huhuu.
bunu da yaptım. ama giderek zorlaşıyor. yine 3 saniye kadar sonra:

- huhuhuhu-huuuu.
bunu da yaptığımı sanıyorum ama zor etap. peşpeşe hu'lar resmen tuzak.

hakkaten bende sağlam kulak var deyip kendimden memnun olarak bu bahsi kapadım ve yataktan kalktım. bugün ikea'ya gidicem. evle ilgili son detaylar için. bu arada bi bakayım diyorum ikeada alev silahı satılıyorsa, hazır gitmişken onu da alayım. ne biliyim ne diye satılcak böyle bi ürün. "apartman boşluğunuza anında dezenfekte ve anında sessizlik! kaşlardan uzak tutunuz" böyle satılabilir. ne be! olamaz mı.
bahçe ürünleri reyonu varsa apartman boşluğu ürünleri reyonu da olmalı bence.
fotoğrafı döndürüp koydum

hayal ettiğimse şu:

kumru, güvercin, karga, martıdan oluşan bu yurttan sesler korosu genellikle gece ben tam yatarken ya da sabah tan yeri ağarırken toplanıyolar apartman boşluğunda. işte tam çene yarıştırmaya başladıkları o sırada ben alev silahımla birlikte görünücem birden apartman boşluğuna bakan pencereden. yavaşça uzanıcam. 

namluyu yukarı doğru tutup, basıcam tetiğe. vuyucam kıybacı anlayacağın. nişan almaya gerek yok zaten silahım alev alıyor. yalnız kaşlara dikkat. apartman boşluğundan yukarı aniden alevler yükselicek ve alevler parlayıp söndüğünde o çenesini ziktiğimin yurttan sesler korosu, havada kömüre dönmüş halde bi iki saniye daha tutunup, hızla yere düşçekler. ben de eğilip bakıcam ve tükürür gibi şöyle diycem:

- vardar ovası'nı bile söyleyemiyodunuz.


ohh. evdeki huzur mutluluk budur. hayal kurmak ne güzel.  ne harika olurdu. ne be!
eeeğeehh! başlarım içinizdeki hayvan sevgisine!