romantik-komedi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
romantik-komedi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20.03.2011

robot başak ve elbisesi

nerden nereye. bazen etrafımdaki hikayelerin bana serbest çağrıştırdıklarına ben de hayret ediyorum. mesela  ne alaka japon işi? zaten japon okurlarım şu yazdıklarımı okisalar derler ki, burcu neyin derdinde biz can derdinde. hakkaten ha. 
günde bin defa konuştuğumuz ve hala konuşacak bişeyler bulduğumuz tuhaf arkadaşlarımdan biri bugün bana telefonda bi hikaye anlattı. hikayedeki adam aylardır bir kadına uzaktan bakıp duruyordu ve kadın da adamı ve bu tuhaf ilgilenme tarzını beğendiği halde en ufak bir mimik ya da bir küçük jestle olsun karşılık vermiyordu. yani kadın aylardır bu ilgiye bir robot suratı kadar kayıtsız bir ifadeyle karşılık verirken adam da boyna sırıtıyordu. işte bu hikayedeki kadın bana nedense kemal sunal'la fatma girik'in oynadığı 1987'de çekilen japon işi'ni anımsattı. 
öyle geldi ne bileyim. televizyonda rastlamayalı, adını anmayalı belki yıllar olmuştur. ama arkadaşın anlattığı hikaye üzerine aklıma gelince, iki sunum arası o bet ruh hali içinde nası keyiflendim. belki de sunumlarla geçen gün içinde bu filmin hatırasını kendim çağırdım.

87 yılında yapıldığına göre ben izlediğimde çooook küçüktüm. zaten bu filmi o zamanlar nasıl eğlenerek  ve duygulu robotun haline üzülerek izlediğim dün gibi aklımda. ama özellikle fatma girik'in o rengarenk ve parlak elbisesine bayılmıştım.  o elbisenin aynısından benim de olsaydı... ben de giyseydim... o kadar güzel gelmişti, çocuk işte. zevksizlik zirvede. -diycem ama şimdi buldum nette bir görselini, ulan hala güzel geliyo allah beni kahretmesin. benim içimde bıraksam nası bi çöpçü yaşıyo, ürküyorum kendimden.
 yok yav, çocukluğu  hatırlattığından olmalı bu sempati...
şu arkadaki çekyatlar, kılıfları, oturunca oluşan göt yeri, hep vardı evlerde.

12.03.2011

bu derin bir tutku

Her derde, devadır üzüm
Nedense, geldi bana hüzün
Sıkıldığınızda, dişlerinizi büzün
Bunların geçmesi için, al üzüm

Fikret Gürsoy
araştırmacı-yazar-şair-Proğramcı

itiraf dat kam: hayatımda bir kavanoz kuru üzüm reçeli var. tam merkezde. kaçtıkça yapış  yapışıyorum. 

iki günlüğüne ankara'ya giden ytong şefi'ne annesinin yaptığı o reçelden bir kavanoz daha getirmemesini söylediğimde ytong, çoktan kucağında reçelle geri dönmek üzere yola çıkmıştı bile.  geç kalmıştım söylemekte... belki de kendimi kandırıyordum. hem kaçıyor hem de istiyorum onu. 

şu an mesela onu ev haliyle hayal ediyorum... 
mutfakta baharat kavanozlarıyla poşet çayları doldurduğumuz kutu arasında, o vanilya kokulu tenine çok yakışan kahverengi kapaklı eski bir nescafe kavanozunda öylece durmakta. karşı konulmaz cazibesini bilmezmiş gibi, herhangi bir reçel gibi davranıyor ya, bu kendi lezzetine kayıtsız tavrı beni daha da delirtiyor.
evdeki varlığı tüm yeme alışkanlıklarımı altüst etti. o evde varken diğer kahvaltılıklarla aram yok. kaşıklaya kaşıklaya tek başına ve bir oturuşta bitirip tesirinden kurtulmak da mümkün elbet. lakin artık var olmadığı bir mutfağa girmek fikri bile uykularımı kaçırıyor. 

kaldı ki, kavanozdaki sessiz ve tüketilmeye amade duruşuna bakıp aldanmamalı. doğada bir kere varlık bulmuş hangi şey gerçek anlamda yok olur ki? şeyler, sadece form değiştirip kaldıkları yerden devam ederler hikayelerine. 

yani kuru üzüm reçelim de, eğer cazibesine dayanamayıp onu kısa zamanda tüketirsem vücudumda yağa dönüşerek varlığını devam ettirecek... hem belki baktıkça onu hatırlamam için bel çevremde aşk simidi şekline girerek beni sarabilir bile... aklı sıra bana onunla dolmuş belime baktıkça geçirdiğimiz mutlu anları hatırlatacak... aptal reçel!  evet, seni istiyorum ama benimki bir tutku... 
senin aşkınsa belli ki işgalci... hatta yerine göre simitçi...
beni deforme ederek varolmana izin veremem...

çağırıp durma beni kuru üzümüm, üzgünüm.
seni yavaş yavaş, 
her birlikte oluşumuzdan sonra izlerini 50 dakka cardio yaparak vücudumdan sile sile tüketeceğim...

25.11.2010

bir romantik film ne kadar gerizekalı olabilir?

işte bu sol yandaki kadar.

"ben ne berbat romantik filmler gördüm" diyene "dur daha beni görmedin" diyen bir film kendisi. gözünü kırpmadan vakit öldürenlerden.

25.04.2010

The Apartment (1960)

2 adam 1 kadınlı aşk filmleri için Brief Encounter[err]neyse, komedili romantik filmler için The Apartment o. yani temelde taş gibi, filmlerden ya da temelde, taş gibi filmlerden.. baxter karakterini jack lemmon canlandırmış, mrs. kubelik rolünde shirley maclaine var. bu ikilinin bir de "sokak kızı irma"sı varmış, izlemedim henüz. ikisinin filmlerini de, bu filmin yönetmeni billy wilder'ın filmlerini de taramak şart oldu.

bir kadının burnunun dibindeki sempatik (ama çekici değil, güçlü değil, havalı değil ve bekar) adamı görmeyip yakışıklı (ama çekici, güçlü, havalı ve evli) adama aşık olması, bizim sempatik adamın traji-komik bir şekilde bu ilişkinin arasında kalması. ve olayların gelişmesi.
baştan sona sade ama sağlam diyaloglar.
hele baxter'ın patronla konuşma provası olarak bir monoloğu var ki..
karakterler yaşıyor ve yaşatıyor, oyuncular coşuyor ve coşturuyor. yılbaşı gecesi, taşınmak üzere topladığı eşya kolileri arasında kendine bir şampanya açan baxter'ın yalnızlığını hissedebiliyor insan.
bir filmi bitirdiğinde tatlı tatlı gülümsemek isteyenlere...
ayrıca film, 60'lardaki kabloyla televizyona bağlı, döner düğmeli kumandaları deli gibi merak edenleri de tatmin edici nitelikte.